Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal
Paşa, 1929 yılında yaptığı bir konuşmada “Türk Milletinin dili Türkçedir. Türk
dili, dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her
Türk, dilini sever, onu yükseltmek için çalışır… Türk dili, Türk Milleti için
kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk Milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler
içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca kendi
milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk
Milletinin kalbidir, zihnidir.” sözleri ile tarihten günümüze, günümüzden
geleceğe uzanan en büyük gerçeği dile getirmiştir.
Türk Dilinin büyük şairlerinden Yahya
Kemal Beyatlı da, Türkçemize dair duygu ve düşüncesini “Türkçe, ağzımda anamın
ak sütüdür” mısraı ile ne kadar güzel ifade etmiştir.
Bir kültür ve ülkü birliği olarak,
geçmişte ve dahi bugün Türklüğün en önemli konusu dildir. Türk dili, aynı
zamanda Türk kültür ve ülkü birliğinin de kurucu unsurudur. Türk dili, tarihin
en eski, en zengin ve en yaygın dillerinin başında gelmektedir.
Türk
dili, diğer dillere birçok kelime vermiş, kurallar getirmiştir. Bugün dünyada
içerisinde Türk dilinden kelimeler ve kurallar bulunmayan hiçbir dil yoktur. Mesela
“yoğurt” ve “ayran” sözcüğü Türkçedir ve sütten üretilen bu iki gıda Türk
buluşudur. Bütün dünya dillerinde bu şekilde ifade edilmektedir.
Bayram
sözcüğünü seviyorum. Yaşayan Türkçe’mizin en güzel sözcüklerinden biridir
bayram. Hem anlam itibariyle ve hem de eylem itibariyle…
Türk
Milleti, Müslümanlığı seçtikten sonra inanç ve yaşantısında kullandığı birçok
kelime ya da kavramı unutmuş veya unutturulmuş, bunların yerine Arapça ve
Farsça kökenli sözcükler kullanılmaya başlanılmıştır. Bu süreç, özellikle
Anadolu Coğrafyasına gelindikten ve Osmanlı Devletinin Arap Coğrafyasının büyük
bir bölümünü egemenliği altına almasından sonra hız kazanmıştır.
Ama
Bayram, bu kuşatmadan çemberi yararak kurtulmuş, Arabın “iyd”ine, Farsın bilmem
neyine teslim olmamış, dimdik ayakta kalmış ve bugünlere kadar varlığını
sürdürmüştür. Bayram gibi Oruç da, varlığını devam ettiren “gazi”
kelimelerimizden biridir.
Bayram,
kelimesi ilk kez, Kaşgarlı Mahmut’un XI. Yüzyılda yazdığı Divan’da
görülmektedir.
Kaşgarlı
Mahmut, kelimesinin aslının “bedhrem” olduğunu, bu sözcüğü Oğuzların “beyrem”
şekline çevirdiklerini belirtir. Bayram kelimesi, zamanla Anadolu coğrafyasında
“bayram” olarak değişikliğe uğrayarak kullanılmıştır.
Türkler,
Müslümanlığı kabul ettikleri ilk yüzyıllarda inanç ve ibadet sistemlerinde çok
sayıda Türkçe kelime kullanıyorlardı.
Mesela Arap
Dilinde Nebi ya da Resul, Farsça’da ise Peygamber olarak ifade edilen kavram
yerine Türkler, Yalvaç ya da Elçi diyorlardı.
Arapça “Allah, İlah, Rab” yerine ise “Tanrı ve
Çalap” kelimelerini kullanıyorlardı. Bu sözcükleri Anadolu’ya geldikleri zaman
da kullanmaya devam ediyorlardı. Hatta yer adı olarak… Mesela, Isparta İlimize
bağlı Yalvaç İlçesinin adı buradan gelir. Aynı şekilde Bayram ismi taşıyan çok
sayıda yer adına da rastlamaktayız: Çanakkale İlimize bağlı Bayramiç,bunlardan sadece birisidir. Yunus Emre de,
“Dertli Dolap” isimli şiirinde, Çalap kelimesini kullanmıştır.
Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim.
Sonra
ne oldu, nasıl oldu bilinmez, birden bire dilimiz, inanç ve ibadet sisteminde
ve başka alanlarda Farsça ve Arapça’nın örtülü işgaline uğradı. Tabi ki, bu
biraz bilmeden ve biraz da özentiden ileri geliyordu. Ve belki de kasıt vardı.
Ama bugün,
üzülerek ifade etmeliyim ki, bu konularda biraz kasıtlı davranıldığını
düşünmekteyim.
Artık, halkımız arasında “Yalvaç” ve “Çalap”
kelimeleri hiç kullanılmadığı gibi, belli kesimler “Tanrı” kelimesine de bir
karşı duruş sergilemektedirler. Sanki “Tanrı” kelimesi, yabancı bir kelimeymiş
gibi ya da put yerine kullanılıyormuş gibi. Bu da daha çok yabancı dillerden
çevrilen eserlerde Yaratıcı yerine Tanrı kelimesi kullanıldığından olsa gerek.
Sanki Tanrı kelimesi, Yüce Yaratıcımızı ifade etmekten uzakmış gibi
algılatılmak istenmektedir. Bu, İslam adı kullanılarak yürütülen bir Arap
Kültürünün yaygınlaştırılması çabasıdır.
Oysaki
her dilde her kavramın mutlaka bir karşılığı vardır. Arapça’da Allah yerine
kullanılan kavram, İngilizce’de “Gud”, Farsça’da “Hüda” olarak isimlendirildiği
gibi, Türkçemizde de “Tanrı” ve “Çalap” olarak isimlendirilmiştir.
O
nedenle, dilimize sahip çıkalım, konuşma ve yazışmalarımızda Türkçe kökenli
kelimeleri bilerek ve isteyerek kullanmaya özen gösterelim. Çünkü her dilde,
her kavram ve her nesnenin mutlaka bir karşılığı vardır. Olmasa bile (günümüzde
faklı buluşlarla karşılaşmaktayız ve doğal olarak buluşu gerçekleştiren kişi,
buluşunu kendi dilinden bir sözcükle adlandırmaktadır.) karşılığını dilimizin
ağız yapısına göre üretip konuşmalarımıza dâhil etmeliyiz. Kelime üretmek,
elbette ki dil bilimi ile uğraşanların işidir.
Bizim
işimiz, Türkçemize sahip çıkmak, “ses bayrağımız” olan dilimizi en güzel
şekilde konuşup yazmaktır.