|
Akşam
yemeğini yediniz, biraz fazla kaçırdınız sanırım, hazımsızlık
sorununuzda vardı. Geğirdiniz, mideniz sizi uyarmasa iştahınız dahi
vardı. Yemeğin üzerine afiyetle soğuk birde su içtiniz.
Üzerinize bir ağırlık çöktü, tansiyon cıktı veya kolestrol yükseldi belliki.
Yaşınız ilerliyordu artık, eski genclik günlerinde de değilsiniz.
Necip
Fazılın şiiri geldi aklınıza ‘’Genclik gelip gecti bir günlük süstü,
gönlüm doymamaktan dünyaya küstü, …’’ devamını getiremediniz oysa
gençlikte bir çırpıda okurdunuz bu şiiri.
İş güç gam gasavet bahanenizde vardı bir yığın.
Çocuklar televizyon seyrediyorlardı.
Ben
bu akşam erken yatacağım yarın bir sürü iş beni bekliyor dediniz.
Çocuklarla göz göze geldiniz. Yatak odasına yürüdünüz. Oysa hiç erken
yatmak adetiniz değildi.
Evde
kimse bu akşamki değişikliği farketmedi. Terbiyeli cocuklar
yetiştirdiniz, sizi rahatsız etmemek için yatak odasının kapısını
açmadılar.
Başınızı yastığa koydunuz uyumaya başladınız.
Rüya mı? görüyordunuz. Bir müddet sonra ruhunuz bedenden ayrıldı, siz kendinizi seyre başladınız.
Sabah oldu iş vardı gec kalıyordunuz. Sizi kaldırmaya geldi, çocuklardan biri.
Sonra bir feryadı figan başladı.
Siz yatıyordunuz. Çocuklar neden feryat ediyorlardı.
Komşular
yetişti, yakınlarınıza haber verildi. Ambulansın garip uğultulu sesini
duyar gibi oldunuz. Doktor size yaklaştı nabzınızı tuttu, belki hayatta
hiç duymadığınız bir söz işittiniz. ‘’Eks’’ hastaneye götürmeye gerek
görmemişlerdi.
Tüm olup bitenleri görüyordunuz, ama anlam veremiyordunuz.
Çocuklar neden feryat ediyorlardı.
Bir zaman sonra yıllardır görmediğiniz akrabalarınız etrafınızda dolaşmaya başlamıştı ve hepsi çok üzgün görünüyorlardı.
Anlaşılan olağan üstü bir durum vardı. Etraftan mırıldanma başladı. ‘’Hava çok sıcak bekletmeyelim’’
Öğle namazını müteakip defnedelim.
Herşeyi görüyordunuz. Önce yıkadılar, kefenlediler, sonra namazınız kılındı.
Dua okunuyordu birtaraftan. Sizi mezara indirdiler. Aman Allahım yarışırcasına üzerinize toprak atmaya başlamışlardı.
Kürek
sesi bitti, sonra dua da bitti, bir bir mezardan uzaklaşmaya başladı
insanlar. Üzgün feryad eden cocuklarınızda sizi orada bıraktılar.
Ses seda kalmadı, nebiçim rüya bu dediniz. Ruhunuz bedeninize tekrar yaklaştı, içi içe girdi, rüyadan uyanacaktınız.
Kafanızı kaldırdınız ‘’tak’’ tahtaya carptı.
Cennet bahcelerinden bir bahce veya cehennem cukurlarından bir cukur olan kabirde olduğunuzu farkettiniz.
Dünyada yapacak nekadar çok işiniz vardı. Malınız mülkünüz servetiniz de vardı.
Oysa tüm yaşayanlar ölümü tadacaktı. …
Kurduğunuz saatin zil sesi ile uyandınız. ... ''zzzzzzıııııııııırrrrrrrrrr''
Bu empati ve gercekten sonra bir kıssa yazalım.
Sürcü lisan edersek affola,
Baba, ömrünün sonlarına doğru bir vasiyyet yazar. Üç oğlu vardır, üçünüde çağırır, vasiyetini okur. Özü: Öldüğü ilk gün, çocuklarından birisi babasının mezarının üzerinde o geceyi gecirecektir.
Gün gelir ecel yetirşir, Baba ölür ama babasının vasiyetini kim yerine getirecektir bir türlü karar veremezler.
Fakir bir vatandaş, bir ipi vardır, onunla sırtında odun taşıyarak gecimini temin etmektedir.
Üç
kardeş aralarında anlaşır fakiri çağırırlar, babalarının vasiyyetini
anlatırlar; Fakir ilk geceyi babasının mezarı üzerinde gecirip
babalarının vasiyetini yerine getirirse, mirasın yarısını vermeyi vaad
ederler.
Fakir sevinir, zengin olacaktır. Olur der düşünmeden, neden olmasın. Anlaşırlar.
Fakir ipini de alıp mezara gider, ipi başının altına koyup uyuyacaktır.
Mezarda sorgu sual başlamıştır.
Bir ara ses kesilir, melekler sorgu suali bırakırlar, yukarıya bakarlar. Yukarıda bir kişi daha vardır.
‘’Mezardaki bizim elimizde onun işini görürüz, önce yukardakinden başlayalım’’ derler.
Başlar
fakirin sorgusu; başının altındaki ip kimin? Nerden aldın? Kimden
aldın? Kaca aldın? Parasını verdin mi? … soru uzar gider,
Sabah olmağa başlamıştır, ip suali bir türlü bitmez. Fakir, cılk tere batmış yani sırıl sıklam terlemiştir.
Şafak sökümü, koşarak mezardan uzaklaşır. Üç kardeşi bulur.
Kardeşler sorar; ‘’ne oldu? Anlat. Mirasın yarısını hemen verelim sana’’ derler.
Fakir;
‘’ben, bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, babanız o kadar malın
mülkün hesabını nasıl verecek? bilemem. Mirasta istemem malda, hepsi
sizin olsun’’ der. Oradan uzaklaşır gider. …
Eşrefoğlu Rumi’ ye sözü bırakalım.
Günül penceresine can kulağımı koydum
Dudak görmedim amma konuşulanı duydum.
Mal ve şeref sevgisi, aynen suyun baklayı büyütüp yetiştirdiği gibi, iki yüzlülüğü besler.’’
Şeker
yemeğe tuti gerek, yoksa karga şekeri ne bilsin? Vakta kim kargaya
şeker versin, bakmaz, cife ister ki burnu batıra, yiye. Dahi cıka bir
ağacın başına otura, burnun sile ve kanadı yükün düze, iki yana baka,
kendiyi şahin zannde, ucup otura.
Vesselam.
Tuti*: Dudu kuşu. Papağan. İşittiği sözleri ezberleyip, insan sesi taklidini yapan ve söyleyen bir kuş.
Cife*:Kokmuş et, ölü hayvan, leş YAZARIN DİĞER YAZILAR
BALIĞIN BAŞTAN KOKTUĞUNU YAZABİLMEK YÜKSEKTE YER TUTANLAR KAHTI RİCAL ZAMANLARDA TAVIR BELİRLEYEBİLMEK BAHÇEDEKİ GELİŞMELERİ OKUYABİLMEK NEME LAZIM YERİNE HUKUK DELİ ÇOBAN Adalet cani 1 NİSAN'A YETİŞİRMİ ? KAHRAMANLARIN İSİMLERİ YOKTUR DEĞİŞ -IM YÖNLENDİRENİ ANLABİLMEK BOSNA...(Srebranitsa!) Unutulmaz EKSEN GERİLİMİ MUHASEBE ve YÜZLEŞME EVET VEYA HAYIR MEVLA GÖRELİM NEYLER EMPATİ VE GERÇEK
3 Yorum - Yorum Yaz
|